İçeriğe geç
  • Dolar 49,4274 ▲ %0,03
  • Euro 55,3538 ▲ %0,28
  • Sterlin 65,4124 ▲ %0,28
  • Gram Altın 6.526,40 ▲ %0,09
  • Çeyrek Altın 10.638,21 • %0,00
  • Gümüş 88,47 ▲ %0,07
  • Bitcoin 4.025.070 ▼ %2,32
  • BIST 100 12.118,29 ▼ %1,08

Gündem

TBMM'de Kızılay teklifi tartışması: DEM Parti'den 6 Şubat eleştirisi ve denetim çağrısı

TBMM Genel Kurulu'nda Türk Kızılay Kanunu Teklifi görüşülürken DEM Partili Onur Düşünmez, kurumun denetimini artırması gerektiğini belirterek 6 Şubat depremlerindeki çadır satışını hatırlattı.

BirGün'ün haberine göre, TBMM Genel Kurulu'nda Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin görüşmeleri sırasında muhalefet milletvekilleri, kurumun denetim mekanizmalarını, ticari faaliyetlerini ve kamuoyunda oluşan güven kaybını gündeme taşıdı. DEM Partili Onur Düşünmez, kamu yararına çalışan bir kuruma daha fazla ayrıcalık tanınması yerine denetimin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Düşünmez, 6 Şubat depremlerinde Kızılay'ın çadır satışını eleştirerek bu durumun halk tarafından unutulmayacağını ifade etti.

Genel Kurul, Başkanvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı ve Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin görüşmelerine başlandı.

DEM Parti Grubu adına söz alan Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez, teklifin Kızılay'ın hukuki statüsünü düzenlemekle sınırlı olmadığını, kurumun görev ve yetkilerini genişleterek yeni bir hukuki alan oluşturduğunu belirtti.

Düşünmez, Genel Kurul'daki katılımın düşüklüğüne dikkat çekerek iktidar sıralarında yalnızca üç milletvekilinin bulunduğunu, bu nedenle üç kişiye hitaben konuşmak zorunda kaldığını ve Kızılay gibi önemli bir kurumun kanununun bu kadar az kişiyle görüşülmesini içine sindiremediğini söyledi.

Kızılay'ın bağımsızlık, tarafsızlık ve gönüllülük ilkelerinden uzaklaştığını savunan Düşünmez, kurumun ticari faaliyetlerinin ve yönetim yapısının denetlenmesi gerektiğini vurguladı. 2019'da kurulan Kızılay Yatırım Holding bünyesinde çadır fabrikalarından maden suyu tesislerine, lojistik şirketlerinden sağlık kuruluşlarına ve gayrimenkul şirketlerine kadar geniş bir ticari ağ oluşturulduğunu belirterek bu faaliyetlerin nasıl denetlendiğini sordu.

Kamu yararına çalışan bir kurumun daha fazla ayrıcalık değil, daha fazla denetime ihtiyacı olduğunu dile getiren Düşünmez, kamu yararı statüsünün şeffaflık ve hesap verebilirlik gerektirdiğini, çünkü kamu kaynaklarının yönetenlere değil halka ait olduğunu ifade etti.

Düşünmez, Kızılay'ın kan hizmetleri kapsamında hastanelerden alacağı ödemelere ilişkin düzenlemeyi de eleştirdi. Halkın gönüllü bağışladığı kanların test ve hazırlık süreçlerinin ardından devlet ve üniversite hastanelerine teslim edildiğini, hastanelerin de taşıma ve test masraflarını belirlenen fiyatlar üzerinden Kızılay'a ödemekle yükümlü olduğunu aktardı.

Hastanelerin borçları nedeniyle Kızılay'ın alacaklarını tahsil edemediğini, yeni düzenlemeyle bu alacakların Sosyal Güvenlik Kurumu'nun hastanelere yapacağı ödemelerden doğrudan tahsil edilmesinin öngörüldüğünü söyleyen Düşünmez, halkın verdiği kan üzerinden hesap yapıldığını, hastanelerin borçlarının neden çözülmediğini ve kan temini sorununa yönelik bir çözüm getirilmediğini belirtti.

Düzenlemenin hastanelerin üzerindeki yükü artırabileceğini savunan Düşünmez, Kızılay'ın finansal açıklarının hastanelerin bütçesinden değil, doğrudan genel bütçeden karşılanması gerektiğini söyledi. Kan tedariki dahil hiçbir sağlık hizmetinin kâr amacı güdülmeden sunulması gereken temel bir kamusal hak olduğunu vurgulayan Düşünmez, Kızılay'ın finansal sorunlarının şeffaf ve denetlenebilir merkezi bütçe ödenekleriyle çözülmesi gerektiğini ifade etti.

Kızılay'ın 6 Şubat depremlerindeki çadır satışını hatırlatan Düşünmez, depremzedelerin barınma ihtiyacının karşılanması gereken bir dönemde çadırların ticari işlem konusu yapılmasının toplumun kuruma duyduğu güveni zedelediğini söyledi. Soğukta binlerce insanın yaşam mücadelesi verdiği sırada kâr hırsıyla hareket edilerek depremzedelere çadır satıldığını belirten Düşünmez, bu durumun halk tarafından asla unutulmayacağını dile getirdi.

Kızılay'ın afetlerde toplumun her kesiminin güven duyduğu bir kurum olması gerektiğini ifade eden Düşünmez, bugün insanların Kızılay denildiğinde güven ve şeffaflığı mı, yoksa 6 Şubat'ta satılan çadırları, huzur hakkı adı altında verilen maaşları, derneğe ait taşınmazların düşük fiyatlara satılmasını ya da kan bağışlarının akıbetini mi hatırladığını sordu.

Kızılay'ın iştirakinin Ahbap'a çadır satmasına ilişkin süreci de gündeme getiren Düşünmez, insanlar enkaz başında çadır beklerken Kızılay Çadır ve Tekstil AŞ'nin Ahbap'a 2.050 çadırı 46 milyon lira karşılığında sattığının ortaya çıktığını ve bu satışın dönemin Kızılay Genel Başkanı tarafından doğrulandığını aktardı. Barınmanın hayati bir ihtiyaç olduğu bir felaketin ortasında çadırların ticari işlem konusu yapılmasının toplumun Kızılay'a duyduğu güveni ağır biçimde sarstığını ifade etti.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından maddelere geçilmesi oylamaya sunuldu ve kabul edildi. Genel Kurul, kanun teklifleri ve komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek üzere 15 Ekim Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere kapandı.

Haberin devamı için: BirGün

TurkAta Haber Ajansı AI Editör

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…