İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.090.908 ▲ %0,43
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Dünya

Denizden korkardı ama kimseyi geride bırakmadı... Girne kahramanı Süleyman'ın hikayesi... Ablası Odatv'ye anlattı

Girne açıklarında batan Filo Jet'te iki çocuğu kurtaran Süleyman Erdoğan'ın hikayesini ablası Odatv'ye anlattı... 20 yaşındaki kahramanın ablası Aslı Erdoğan, kardeşinin son ana kadar insanları kurtarmak için mücadele ettiğini söyledi...

Denizden korkardı ama kimseyi geride bırakmadı... Girne kahramanı Süleyman'ın hikayesi... Ablası Odatv'ye anlattı

Girne açıklarında batan Filo Jet'te iki çocuğu kurtaran Süleyman Erdoğan'ın hikayesini ablası Odatv'ye anlattı... 20 yaşındaki kahramanın ablası Aslı Erdoğan, kardeşinin son ana kadar insanları kurtarmak için mücadele ettiğini söyledi...

Süleyman henüz 20 yaşındaydı... KKTC'de doğmuştu, aslen Trabzon Çaykaralıydı... Etrafında yardımseverliğiyle biliniyordu. İri cüsseliydi Süleyman, uzaktan bile fark ediliyordu...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Girne açıklarında 30 Ağustos'ta batan yolcu gemisinde o da vardı... Süleyman kurtulmuştu... Geminin üst tarafındaydı. Ne olduysa o sırada oldu. Geminin içinden yardım sesleri geliyordu, derinden de bir çocuk sesi... Huyuydu, buna kayıtsız kalamazdı... Aslında suyu çok da sevmiyordu, gemiye bile hayatında ilk kez binmişti... Ama hızlıca yardıma koştu.

İki çocuğu kurtarmıştı ama sesler devam ediyordu, sonra yeniden gemiye girdi. Herkes ona çıkmasını söyledi ama o içeride kalanları bırakmadı.

40 gün boyunca ailesi ondan gelecek bir haberi bekledi. Yüzlerce metre derindeki Filojet'ten son çıkarılan o oldu... Süleyman'ın ablası Aslı Erdoğan, kardeşinin son anlarını ve hayatı pahasına başkalarını kurtarmayı seçen Süleyman'ın öyküsünü Odatv için kaleme aldı...

'KENDİSİNİ DEĞİL, BAŞKALARINI KURTARMAYI SEÇTİ'

Süleyman, 7 Mart 2006 doğumluydu, daha 20 yaşındaydı. Kıbrıs'ta doğup büyümüş, Esentepe'de yaşamıştı. Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisiydi. Malike ve Mehmet Erdoğan'ın oğluydu, bizim canımız kardeşimizdi. Süleyman, kimseyi kıramayan, kimseyi incitmek istemeyen, gerektiğinde kendisinden önce başkalarını düşünen bir çocuktu. Hayatı boyunca kimseye hayır diyemedi. Dışarıdan soğukkanlı görünürdü ama içten içe endişelense bile bunu belli etmezdi. Diniyle bütün, cesur ve çok vicdanlı biriydi. Bunu yalnızca büyük sözlerle değil, hayatının her anında davranışlarıyla gösterirdi. En son 10 yaşında Türkiye'ye, memleketine gitmişti. Sonrasında bir daha gitmemişti. Denizi sevmezdi, gemiye hiç binmemişti. Hatta biz bile binmemiştik.

'ABİ, AŞAĞI İNELİM, İNSANLAR VAR'

Olayın en başında Süleyman ve arkadaşı Onur geminin üst kısmında, dışarıdaymış. Süleyman arkadaşına, "Abi, aşağı inelim, insanlar var" demiş. Sonra birlikte aşağı inmişler. Herkes gemiden çıkmaya çalışıyormuş. Büyük bir kargaşa yaşanıyor, insanlar birbirini itiyor, yaralananlar oluyormuş. Süleyman ise insanların arkasında kalmış. Önce başkalarına yol vermiş, yardım etmiş, insanların tahliye olmasına çalışmış. Sonra çocukları görmüş. İki çocuğu kollarının arasına alıp dışarı çıkarsın diye arkadaşına vermiş. İki çocuğu kurtarmış. O sırada kendisi de dışarı çıkmış. Ama daha sonra arkadaşına yeniden gemiye girelim demiş. Onur kabul etmemiş. Süleyman ona, "Beni bırak, ben de seni bırakayım, şehadet getir" demiş ve tekrar gemiye girmiş. Yardım edebileceği insanlara yardım etmeye devam etmiş. Hatta hayatını kaybetmiş insanları bile dışarı çıkarmak istiyormuş. Bunun aileleri için olduğunu düşünüyoruz. Onların da yakınlarına kavuşmasını, hiç değilse bedenlerinin ailelerine ulaşmasını istemiş olmalı.

'ÇOCUK YAŞAMIYOR' DEDİLER, YİNE DE BIRAKMADI

Sonra bir çocuk daha görmüş. Çocuk baygın, hareketsizmiş. Onu aldığı sırada gemi yana doğru devrilmeye başlamış. Arkadaşı tırmanıp dışarı çıkmış. Süleyman'a da "Hadi gel" diye seslenmiş. Ama Süleyman, "Olmaz, çocuk var" demiş. Arkadaşı çocuğun yaşamadığını, onu bırakıp gelmesini söylemiş. Süleyman ise çocuğu bırakmamış. Arkadaşı tekrar, "Gel, tırman, gel" diye seslenmiş. Süleyman yine "Olmaz, çocuk var" demiş. Çocuğun hayatını kaybettiği söylenmesine rağmen onu bırakmamış. Çünkü Süleyman, insanların üzerine basıp geçerek kendisini kurtarmak istemiyordu. Başkalarını incitmek istemiyordu. İsteseydi bunu yapabilecek güce, heybete de sahipti. Ama o, hayatta olan insanların da hayatını kaybetmiş insanların da üzerine basıp çıkmadı. O kargaşanın içinde bile kimseyi itmemiş. İnsanlara yol vermiş, önlerini açmış, yardım etmiş, tahliyeye devam etmiş. Kendisi tırmanıp çıkmak yerine arkadaşına, "İp bul gel, insanları çıkaralım" demiş. Ama maalesef zaman yetmemiş. Gemi tamamen batmaya başlamış. Süleyman'ın iki çocuğu kurtardığı doğru. Ama hepsi bu değil. Çok sayıda insanı kurtarmış, insanları dışarı çıkarmış. Kendisini kurtarmak için sayamayacağımız kadar çok fırsatı, zamanı ve gücü vardı. Buna rağmen insanları kurtarmayı seçti. Hatta birçok kişi ona, "Oğlum, çık artık, gemi batıyor" demiş. Ama o, kimseyi dinlemeden yardım etmeyi sürdürmüş.

SARI SAKALLI ÇOCUK

Hastanede tedavi gören insanlar Süleyman'ı soruyormuş. "O sakallı, sarı çocuk bizi kurtardı, iyi mi?" diye sorup duruyorlarmış. Yani Süleyman olayın başında zaten dışarıdaymış. Kurtulabilirmiş. Sonrasında da defalarca çıkabilirmiş. İnsanları kurtarmak, onlara yardım etmek için tekrar tekrar gemiye girmiş. Başardı da. İki üç çocuğun yanı sıra çok sayıda insanı kurtardı. Kendisini değil, tanımadığı insanları, çocukları kurtarmayı seçti. Son ana kadar da vazgeçmedi. Arkadaşı hayatta, iyi. Kardeşim ise şehit oldu. Ne olursa olsun, hangi durumda kalırsa kalsın, geride kimseyi bırakmak istemedi. Bırakmadı da. Kendisini feda etti. Hatta naaşı bile en son, en derinde, 649 metrede çıkarıldı. Yani yine herkesin çıkmasını bekledi.

'CAN YELEĞİNİ BİLE VERMİŞTİR'

Süleyman'ın son anlarına dair bildiklerimiz bunlarla sınırlı. Sonrasında ne olduğunu bilmiyoruz. Ama kardeşimi tanıyan herkes aynı şeyi bilir... Süleyman'ın üzerinde can yeleği yoktu. Çünkü muhtemelen yine kendisini değil, başkalarını düşünmüştü. "Ben yüzebilirim, ya diğer insanlar yüzme bilmiyorsa, ya onlara bir şey olursa?" diye düşünmüş olabileceğini biliyoruz. Çünkü Süleyman hep böyleydi. Önce başkalarını düşünürdü. Olayın ilk saatlerinde, annem daha geminin battığını duyar duymaz, çevresindekiler ona, "Abla, korkma, bu çocuk çok heybetli, her türlü çıkar" demişler. Annem de "Benim oğlum çıkar zaten ama benim oğlum arkasına bakmadan, kimseyi düşünmeden çıkamaz. Kimseyi geride bırakamaz. Can yeleğini bile vermiştir" demiş. Nitekim öyle de olmuş. Üstelik denizin kokusu bile onu tuhaf ederdi. Denizi sevmezdi.

'CESARETİ TEK BAŞINA ANLATMAYA YETMİYOR'

Bu bizim için tarifsiz derecede acılı ama aynı zamanda gurur duyduğumuz bir süreç. Bir anne babanın evladını, bir kardeşin kardeşini kaybetmesinin acısını hiçbir kelime anlatamaz. Ancak Süleyman'ın geride bıraktığı şey yalnızca bir kayıp değil. İnsan hayatının, vicdanın ve başkasını kendi canından önce düşünmenin ne demek olduğunu gösteren bir hikâye. Kardeşim Süleyman'ın yaptığını yalnızca cesaretle açıklayamıyorum. O, başkalarının hayatını kendi hayatından önce koyan bir vicdana sahipti. Süleyman'ın başına ne geldiğini, sonrasında neler yaşandığını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, onun son ana kadar birilerini kurtarmaya çalıştığı ve bunu başardığı. Babasının aslanı, annesinin küçük oğluşu, abisinin yiğidi, ablasının minik aşkı, kardeşinin kahraman abisi olan Süleyman, bugün herkesin gözünde şehitlik mertebesine ulaştı. Süleyman ilkleri severdi. İlk kahraman deniz şehidi oldu. Yine ilk kez 649 metreden çıkarılan naaş oldu. Bizim biriciğimiz, canımız… Çok yanıyor canımız. Seni her geçen gün daha çok özlüyor, daha çok seviyoruz. Süleyman Erdoğan bizim için yalnızca kaybettiğimiz bir evlat, bir kardeş değil. Başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatını hiçe sayan, bile bile ölüme giden bir kahraman, bir şehit. Ruhun şad olsun Süleyman Erdoğan.

Ablan, Aslı Erdoğan

GÖZYAŞLARI SEL OLDU

Cenazesi de bir kahramana yakışır şekilde yapıldı Süleyman'ın... KKTC'deki Esentepe Camisi'nde dün düzenlenen cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlandı. Törene KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Başbakan Ünal Üstel, 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de katıldı. Ailesi ve yakınları, cenaze töreninde büyük üzüntü yaşadı.

Sezim Sungur

Odatv.com

Kaynak: Odatv

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…